Hüzünlü ama goy goya aşırı meyilli, çok çeşitli, az acılı, bol turşulu, arabesk rap ve pop müzik kültürüne karşı tamamen kayıtsız ve duyarsız bir internet radyosu.
Evet bu belki sizin hayalinizdeki radyo ve gerçek.
İşte bu yüzden sizin için KAKTÜS FM den DJ Gökhan ile kısa bir söyleşi yapmak istedik.
Bu macera nasıl başladı merak ettik ve bizce çok keyifli bir sohbet oldu.
İlk bölümünü yayınlamaktan büyük zevk aldığımız yazı dizimi umarız keyifle okursunuz.
Sosyal medya üzerinden bu keyifli radyo yayınını takip etmek ve farklı bir dünyaya yelken açmak isterseniz, sizler için linkleri paylaşalım ve hadi başlayalım 🙂
X ( twitter ) : @radyokaktus
instagram : kaktusradyo
DJ Gökhan instagram : @gkhndj
Radyo macerası nasıl başladı ? Belki çok klasik bir soru ama bir yerlerden başlamak lazım. Mesela Layla’dan bahsedelim.
Leyla FM 2013 yılında kuruldu. Başlarda TRT 1 de yayınlanan Leyla ile Mecnun dizisinin replikleri ile yayınlar yapan amatör bir radyo idik. Leyla ismi de oradan geliyor zaten. Leyla ile Mecnun herkesin kendine ait bir şeyler bulabileceği felsefesi olan, mizah seviyesi üst düzey ama hüznü de bir o kadar etkili absürd bir diziydi. Dizi bittikten sonra tüm izleyiciler, az yağlı kıyma gibi kaldık ortada:) Buna bir çözüm bulmam gerektiğini düşündüm ve bir internet radyosu kurmaya karar verdim.
Böylece o ruhu radyomda yaşatabilecektim. Başlarda kendi başıma yayınlar yapıyordum kendim konuşup kendim dinliyordum yani 🙂
Bir süre sonra dizinin ana karakterlerinden Erdal Bakkal’ı canlandıran Cengiz Bozkurt abim sesimi duydu ve twitter da destek oldu. Onun sayesinde bir kitleye ulaşabilmiştim. Uzun bir süre böyle yayınlar yaptık ve dinleyicilerle aramızda müthiş bir bağ kuruldu. İlerleyen yıllarda daha geniş kitlelere ulaşmaya başladık. Ama bizim daha kalabalıklarla ya da popüler olmakla ilgili bir kaygımız, derdimiz olmadı. Bunu bilenler de bizimle devam ettiler zaten.

Bir dönem sonra 2023 sonlarına doğru bir değişiklik yapma kararı aldım.
Leyla misyonunu tamamlamıştı çünkü. Ama yine o ruhu yaşatacak yelpazesi daha geniş bir yayın içeriği olan Kaktüs radyoyu kurduk. Burada da yine pop ve arabesk rap kültürüne karşıyız tabii ki. Arabeske varız ama 🙂 hem de dibine kadar varız yani 🙂 Kaktüste daha içimden geldiği gibi daha özgür yayınlar yapıyorum.
Zamanımız görüntünün gücüne odaklanmışken neden radyo ?
Her zaman radyonun gizemine hayran olmuşumdur. Küçükken radyo tiyatroları olurdu, arkası yarınlar… Her sesi hayalimizde farklı büyülü bir karaktere oturturduk. Gerçeğini bilmek istemezdik çünkü böyle güzeldi. Kimi nasıl istersek öyle hayal eder bambaşka bir dünya oluştururduk kafamızda. Bu yüzden radyo bana her zaman gizemli ve büyüleyici gelmiştir.
“Hüzünlü ama goy goya aşırı meyilli, çok çeşitli, az acılı, bol turşulu, arabesk rap ve pop müzik kültürüne karşı tamamen kayıtsız ve duyarsız bir internet radyosudur. acayip bir radyo istasyonu dersek hiçte abartmış olmayız.”
Derken neden duyarsızlık ?
Arabesk rap ve yozlaşmış ticari kaygılı sözde pop müziği dinleyenlerin ve icra eden sözde müzisyenlerin olmadığı bir başka dünya kurmak istedim. Onlar kendi dünyasında çalıp söylesinler, bizim dünyamızda onlara asla yer yok.
Günümüz müzik akımları sence hangi noktada. Yani duygusallık, nefret, mesaj verme veya maksat canım öyle istedi gibi…
Tamamen kayıtsızım o akımların hepsine. Onların müzik olduğunu da düşünmüyorum. Bana hiç bir duygu hissettirmiyor. Bu kesinlikle müzik zorbalığı. Hem icra edenlerle hem dinleyenlerle mümkün mertebe aynı havayı teneffüs etmemeye çalışıyorum 🙂
İş başvurusu için radyonuzu tanıtmak isteseniz ne derdiniz ?
Bunu bir iş olarak görmediğim için bu soruyu yanıtsız bırakacağım. Bu radyo benim mabedim ticari bir durumumuz yok.
İşten çıkıp radyo yayınına gidiyorsun ve farklı kesimlere hitap etmek zorunda kaldığın anlar oluyordur. Hazırlık sürecin ve motivasyonun nasıl oluyor?
Ben farklı kesim olarak görmüyorum dinleyicilerimi ayrıştırmıyorum . Hani o kesim bunu sever bu kesim bunu sever gibi kaygılarım olmuyor. Orada bir gönül bağı kurmuşuz çünkü, dilin mezhebin siyasi görüşün hayata bakış açının maddi durumunun anlamını yitirdiği, herkesin tek yürek olduğu aynı dili konuştuğu bir ortam oluveriyor. Benimde motivasyonum bu işte.

İstek şarkılarda torpil yapıyor musun ?
Radyoyu dinleyen herkes torpilli zaten :)) Kimseyi kırmam her isteği çalarım genellikle. Tabii ki çizgimizin dışına çıkmadan.
Ticari kaygılar olmayınca motivasyon nereden geliyor ?
Tam da buradan geliyor. Ticari olmaması benim için zaten büyük bir motivasyon. Tam tersi durumda ticari kaygı olunca istediğin şeyleri yapamıyorsun, belli kalıplar ve zorunluluklar üzerinden yürüyorsun ki bu hiç bana göre değil. Özgür olmak en büyük motivasyonum.
Programa hazırlandın ama maalesef o anda ruh halin tüm düşüncelerini değiştirdi. B planın var mı ?
Ben hiç bir programa hazırlanmıyorum. Yayınlarım genellikle spontane oluyor. Sadece konsept veya konu bazen önceden planlanabiliyor. Zaten ani ruh değişikliklerini yayın içinde yaşıyoruz 🙂 . Eğlenceli bir yayın olurken aniden hüznün dibine vurabiliyoruz:)) . Dinleyicilerim de bu duruma son derece alışık.
Mikrofonun arkasında olmak kolay mı? Neticede seni kimse görmüyor veya mimiklerim nasıl çıkar ? Ne giymeliyim? Gibi şeyler düz mantık olmamalı. Ama olayın aslı öyle mi? Yani Telefonda konuşurken bile sesimizden arkadaşlarımız, sevenlerimiz bizi anlıyor. Mikrofonun arkasında olmak ödül mü? Ceza mı?
Mikrofonun arkasında başka bir dünya var. O an Gökhan’dan sıyrılıp bambaşka bir karaktere bürünüyorum. O an dünyada yapabildiğim en iyi işi ustalıkla ve müthiş bir konsantreyle yaparken buluyorum kendimi. Bu bana bahşedilmiş bir hediye bir ödül kesinlikle.
Titanik filminde, buz gibi denizin ortasında Rose tahta parçasının üzerinde, jake suda duruyordu. Filmin en ağlak kısmıydı 🙂 Sen olsan o sahnede hangi şarkıyı çalardın ve neden ?
Biraz absürt olacak ama Erkin Koray’dan “Sevince” parçasını çalardım:)) Bu şarkı bana her acıklı sahnede çalınabilecek cuk oturacak bir şarkı gibi gelir hep 🙂
70’ler 80’ler ve 90’lar arasında ne fark var ?
70’ler bence rock’n roll un yerini rock sounduna bıraktığı kaliteli müziğin tohumlarının atıldığı dönemdi. 80’ler ise pop müziğin henüz emeklediği yıllardı. 68 kuşağının yoğun rock soundundan henüz çıkılmış, daha ticari parçaların yapıldığı bir döneme geçişti. Günümüzün sözde pop parçalarını düşününce, o dönemlerde kalmayı tercih ederdim. 90’lar, pop kültürü soundlarının kabul edilebilir duruma evrildiği bir dönem. 90’lar kesinlikle müzikal anlamda bir devrim.